www.denizSeki.com denizSeki denizSeki denizSeki denizSeki denizSeki denizSeki denizSeki denizSeki denizSeki denizSeki"
'nin son albümünü nasıl buldunuz?

güzel
harika
kötü
fikrim yok


Şu Andaki Durum

30/10/2005 - deniz seki

www.denizseki.com

Bağlantı

27/10/2005 - geçici bir süre yokum

arkadaşlar geçici bir süre blogda olamıycam

deniz seki haberleri için

www.denizseki.com

adresini kullanabilirsiniz...

sevgilerimle

Bağlantı

13/10/2005 - AŞK DENİZİ ALBÜMÜNÜN MELODİLERİ ARTIK CEBİNİZDE!

AŞK DENİZİ ALBÜMÜNÜN MELODİLERİ ARTIK CEBİNİZDE!

- Aşk Denizi albümünün şarkılarını cep telefonunuza indirmek için istediğiniz şarkının kodunun başına Mono için M , Polifonik P koymanız gerekiyor. Örnek: Masal şarkısı için; Mono için M3184, Polifonik için P3184 yazıp TURKCELL 2939 /'a mesaj göndermeniz gerekmektedir.

Pasiflora 3190
Masal 3184
Affedemem 3720
Doyamadım 3722
Üzgünüm Aşkım 3743
Bir Avuç Aşk 3745
Bu Şehre Sonbahar Geldi 3746
Ağlamak Yok 3753
Bırakma Beni 3757
Tutma Kendini 3765
Mutsuzum 3776
Aman Aman 3782
Büyüyemedim 3785
Zülüf 3786

Bağlantı

12/10/2005 - AKLININ AYDINLIĞI YÜREĞİNE VURMUŞ BİR SANATÇI…

AKLININ AYDINLIĞI YÜREĞİNE VURMUŞ BİR SANATÇI…

İstanbul doğumlu Deniz, Maçka’daki evlerinde iki kardeşiyle birlikte büyümüş. Çocukluğunu dün gibi hatırlıyor. Çünkü “çok mutluydum” diyor. Çok da yaramazmışım ama her şeye rağmen herkes onu çok severmiş. Annesinin kabul günlerinde büfenin üstüne çıkıp, herkese şarkı söylermiş. Yani daha o günlerde belliymiş, geleceğin starı olacağı… Annesinin fistolu elbiseleri, parfümleri ve makyaj malzemeleri hiç elinden kurtulamamış. Minicik bir kızken bile, ne yapar ne eder herkesin dikkatini üzerine toplar, büyük bir keyifle bu başarının keyfini çıkarırmış. En unutamadığı çocukluk anısı, kendinden altı yaş küçük kardeşi Serdar’la… Bir bayram günü, çok da severek aldıkları kırmızı rugan ayakkabılarını, aileye kızdığı için buzdolabına saklayan küçük kardeşi Serdar’ın intikamı onu şimdilerde çok güldürüyor. “Ne yapsın çocuk, ona ayakkabı alınmayıp, sadece bana alınınca, bizim ayakkabılarda doğruca buzluğa… Günlerce aradıktan sonra buzlukta bulunan ayakkabıların halini görmeliydiniz” diyor. Deniz ailesine çok düşkün. Babasını kaybetmesinin acısını henüz sindirebilmiş değil. O hep benimle diyor. Çok da haklı, kim sevdiğini unutabilir ki? Biz insanlar sadece o acıyla yaşamayı öğreniyoruz. Ama unutmak, kim bilir kimin işi?
Deniz Seki ile gerçekten son derece keyifli dakikalar geçirdik. Deniz, sıcak kanlı ve mütevazı biri. Çok da başarılı… Her şey bir araya gelince, gerçekten ışıl ışıl bu kadına hayran kalmamak pek mümkün değil. O gün neler mi konuştuk? Buyurun bakalım…

Gönlüne sağlık, son albümün gerçekten çok güzel bir çalışma olmuş…

Aslında ben kendi kendini anlatmayı pek sevmeyenlerdenim. Bu nedenle, albüm hazırlıklarını içeren ‘bir albüm hikayesi’ adı altında, bu çalışmayla birlikte müzik severlere sunduğum bir VCD hazırladım. Yani, “ben şunu yaptım, şunlarla çalıştım, şöyle oldu, vs.” demektense, alın işte bu işin öyküsü demeyi tercih ettim. Bunu ilk defa Türkiye’de ben yaptım. Bu birlikte çalıştığım arkadaşlarıma verdiğim gerçek önemin de altını çiziyor. Ayrıca dinleyicilerimin de merak ettiği, aradığı soruların cevabını bu VCD’yi izleyerek, kendi başlarına keşfederek bulmasını istedim. Ama, ben Future dergisi için yine de anlatayım; kasetimde Ozan Doğulu, Murat Yeter ve Sadun Ersönmez’in aranjör olarak imzaları var. On dört şarkının biri Zülüf Neşet Ertaş’ın, iki şarkının beste aşamasında Murat Yeter, Oğuzhan Tonguç’la birlikte çalıştık, diğerleri ise söz ve müzik olarak bana ait. Dokuz aylık bir çalışmanın ürünü olan bu albüm, şarkıların oluşum sürecini de göz önüne alırsak, tamiki senede oluştu. Bu çalışmayı gerçekleştirebilmek için çok ciddi bir kabul değiştirdim. Öncelikle kendi şirketimi kurdum, yeni menajerlik anlaşması yapıp, yeni bir ekip oluşturdum.
Yani artık patron-sanatçı oldun? Bu avantaj mı, dezavantaj mı sence?

Aslında ben kendime pek patron demeyi sevmiyorum ama biraz öyle oldu. Kendi sorumluluğumu kendim taşımak isterim. Bu işin başındaki kaptan ben oldum yani. Bu bana işimle ilgili daha fazla özgürlük getirdi. Yapmak isteyip beklettiğim bir çok şeyi yapabilme olanağı sundu. Örneğin bana göre albümün paketine ambalajına yeterince önem vermezler, ben kendi albümüm için tam da istediğim, dinleyicimin layık olduğuna inandığım çalışmayı yaptım. Gerçi daha önceki yapımcım Şahin Özer, bir dediğimi iki etmezdi ama onun için bile böyle bir kapak çalışması çok külfetli olabilirdi. Yani ben müzikten kazandığımı müziğe yatırmayı tercih ettim.


Yani genelde yapımcılar işi mümkün olduğunca ucuza kapatmaya çalışıyorlar… Peki bu sanatçıyı ve müzik sektörünü, kaliteyi nasıl etkiliyor?

Tabii ucuza kapatmaya çalışıyorlar… piyasada bir çok yapıma bakın, zaten siz de bunun farkındasınızdır. O kadar saçma sapan prodüksiyonlar var ki, insan onları dinleyince müzik adına büyük bir hüzne bulaşıyor. Bu kirlilik insanı incitiyor tabii. Kısacası ucuz prodüksiyonlar, ucuz maliyetler ve birbirine benzeyen çalışmalar müthiş bir sıkıntı duygusu uyandırıyor. Bence aklı başında herkes bu işi bu noktada olduğunun farkında zaten. Bu nedenle prodüktörlerin bir işi yaparken, daha seçici olmaları ve tabii müzikten kazandıklarını farklı yerlere, örneğin inşaat sektörüne vs. gibi işlere değil, tekrar müziğe harcamaları gerektiğine inanıyorum. Bu arada yatırım yaptıkları sanatçının yeteneklerini dikkate almaları ve ona göre davranmaları da bence çok önemli.


Kendi şirketini kurduğuna göre belki ilerde sende yeni sanatçıların yapımlarına imza atarsın, ne dersin?

Aslında şimdilik böyle bir şey düşünmüyorum. Tabii ilerde çok güvendiğim biri çıkarsa neden olmasın? Yeteneklerine inandığım bir kişiye rehber olabilmek bana gurur verir.


Okullu olmayan bir besteci-yorumcu olmak, seni zaman zaman günümüzdeki kısır tartışmaların içine çekti mi?

Bazen evet. Bu soruyu şöyle yanıtlayabilirim: Hepimizin bildiği gibi müzik eğitimi veren teknik okullar var. Konservatuarlar yani… Bazı kişiler oraya gidiyor ve okuyorlar, ama hayatlarına bambaşka işler yaparak devam ediyorlar. Hatta günümüzde bazı yetenekleri herkes tarafından kabul edilen insanlar sınavlara giriyorlar ama kazanamıyorlar. Yine de hayatlarına müzikle devam ediyorlar, başarılarını milyonlar onaylıyor. Kısaca, okullu olmak bir kriter değildir. Çünkü duygunun okulu olmaz. Dünyada en iyi beste yapmış, söz yazmış, şarkı söyletebilmiş okul var mı? Siz biliyor musunuz? Özetle sizde bu yetenek varsa vardır, yoksa yoktur. Okul sadece yeteneğinizi patlatır. Elbette bu azımsanacak bir şey değildir ama siz kişisel olarak bu arayı kapayabilirsiniz. Bu o sanatçının yetenekleriyle orantılıdır. Ben de okula gitmek isterdim, okulda arkadaşlarla o ortamda müzik yapıp, işin keyfini çıkarmak için…


Ülkemizdeki, yurtdışındaki müzik yarışmaları ve festivalleri için ne düşünüyorsun? Sence bu organizasyonların
Müziğe katkısı oluyor mu?

Bu yarışmaya ve festivale göre değişiyor. Örneğin, Eurovision şarkı yarışmasının müziğe bir şey kattığına inanmıyorum, çünkü bana göre alınan dereceleri politik kararlar belirliyor. Ancak tüm festivaller ve yarışmalar için değil bu yorumum, müzik ve sanatçının performansını sergilemesi açısından çok güzel festival ve yarışmalar da yapılıyor. Saçma sapan polemiklerin, müzik adına işe yaramaz şeylerin bir araya getirildiği organizasyonların fayda değil zarar getireceğine inanıyorum ve bunları müzik adına yapılmış saygısızlık diye nitelendiriyorum.


Bir enstrüman çalıyor musun? Özellikle beste yaparken bir enstrüman çalmak mutlaka gerekli mi?
Birkaç akort basabilmemin dışında, iyi bir enstrümanist değilim. Çünkü iyi bir enstrüman çalmak, günde en az sekiz saat, yıllarca çalışmayı gerektiriyor. Bu nedenle hiç iyi çalmak için bir girişimde bulunmadım. Az bildiğiniz ya da yeterince iyi çalamadığınız bir enstrümanla birbirini tekrarlayan kötü şarkılar yaparsınız. Taktir edersiniz ki, bu hiç de iyi bir şey değildir. Bence asıl olan şarkının ruhunu yakalamaktır.


Paketlenmiş ya da paketlenmek üzere olan yeni projeler var mı ufukta?

Öncelikle bu kasetimle ilgili ağırlıklı organizasyonlarım var. Bir çok konser yapmak istiyorum, çünkü dinleyicime direkt ulaşabilmenin en güzel yolu konserden geçiyor bence. Bu konserler üniversite şenliklerini de içeriyor. Bunun yanı sıra şarkılarımın hep bir ağızdan söylenmesini istiyorum ve biliyorum ki, bunun için klip çok önemli. Bu nedenle tüm şarkılarıma klip çekmeyi istiyorum. Çünkü 14 şarkılık bu albümde gizli hitler var ve bunlar kliple çok daha iyi ortaya çıkacaktır. Çok tiyatral, bol kostümlü büyük bir konser hazırlığım var.Bu gerçekten bu albümle yapmak istediklerimi görsel olarak da dile getirdiğim bir nevi özel gösteri olacak. Bu proje için teknik donanım ve sponsor olaylarıyla uğraşıyorum. Bu konser-gösteri için eylül ayı diye düşünüyorum.
Tiyatral anlatım dedin de… Yorumculukla oyunculuğu birleştirip, son günlerde de hayli ilgi gören bir müzikaller içinde yer almayı düşünür müsün?

Tabii bu çok da güzel olur. Zaten böyle bir şeyi istiyorum. Bu ‘ben her şeyi yapabilirim’ durumu değil ama, gerçekten yapabileceğimi bildiğim için istediğim bir şey… Tabii müzikal var, müzikal var. Müzikal deyince en büyük sorumluluk, müzikalin müziğinde, kadrosunda, müzikale ayrılan bütçede… Bunlar yetersiz olursa ortaya pek iyi bir şey çıkmaz. Aslında daha önce oyunculuk ve program sunuculuğu da yaptığım için kendimi sınama şansım oldu. Bu nedenle kendimi bir kez bile olsa çok iyi bir projede, beyaz perdede görmek istiyorum.


Peki ben biraz da Deniz’i kurcalamak, elimi Deniz Seki’den çekip, deniz’in yüreğine koymak istiyorum… Deniz nasıl biridir?

Ben, hırslı biri değilimdir. Kendi içimde kendimi yetiştirmek adına bir gayretim vardır ama çevremde en olayım gibi bir düşünce ya da hırsa hiç sahip olmadım. Kendime yatırım yapmayı, hep daha ileriye yönelmeyi seviyorum ve sanırım bunu başarıyorum da… Öğrenmeyi öğrenmeye, hayatı anlamaya çalışıyorum. Hiçbir zaman “tamam oldum ben” demedim, çünkü hep daha iyisini yapabilirliliğime yönlendim. Evet zirveyi hedefliyorum, ama o zirve denen yerin nasıl bir yer olduğunu biliyorum. Sadece çok soğuk ve ıssız olduğunu tahmin ediyorum. Bu nedenle orda üşümemem ve yalnız kalmamak için gerekli donanımlara sahip olmam gerektiğine inanıyorum. Bunlar için de çok çalışıyorum. Belki o zirveyi hiç göremeyeceğim ya da belki zirve tam da olduğum yer. Gerçekten bilmiyorum, sadece bilmeye- anlamaya çalışıyorum. Şunu biliyorum ki, alkışlar çoğaldıkça içindeki yalnızlığa daha çok kapanıyorsun. Her başarı daha çok sorumluluk yüklüyor. Bu nedenle insanın hayatın içindeki yerini çözmeye çalışması lazım. Oldum benler de bu noktada çok tehlikeli. Oldum dediğin anda, olmadığını görmek çok acıtabilir insanı… Her konuda çok dikkatli ve mütevazı yaşamak gerekir bence. Deniz’in nasıl biri olduğuna geri dönersek, Deniz’i ayırmamız da gerekir. Çünkü, Deniz’in evindeki hali var, sevgilisiyle olan hali var. Bunlar hep birbirinden farklı. Düşünsenize sevgilinizle ya da arkadaşınızla evdeyseniz, sahnedeki gibi nasıl davranabilirsiniz? Bu çok komik olmaz mı? Yani ben kendimi hallere böldüm.


Biraz da senin dışındaki yaşama dair biriktirdiklerini konuşalım mı? Dünya görüşün yani…

Ben inanılmaz duyarlılığa sahip olan biriyim. Çevremde gördüğüm pek çok haksızlığa büyük tepkiler verebilirim, bu da çoğu kez döner beni incitir. Ben birlik olmadan gücün doğmayacağına inanan biriyim… Bu nedenle verilmesi gereken tepkilerde yalnız kaldığımda çok üzülüyorum. Çünkü o yaşananları sanki kimsenin başına gelmez bir olaymış gibi kabul edilip insanların çil yavrusu gibi ortadan kaybolmalarına çok içerliyorum. Herkesin çok memnun, mutluymuş gibi hayatlarına devam ettikleri noktada, sen başka bir şey anlatınca; ‘Aaa… Ne sorunlu kız, tu kaka’ oluyorsun, bu da insanı kızdırıyor tabii…


Hadi biraz seni sıkıştırayım, evde nasıl birisindir? Dağınık mı, düzenli mi?

Yok yok inan çok düzenliyimdir. Ben tipik bir yengeç burcuyum ve onun tüm özelliklerini yansıtırım. Temizlik yapmayı, kendimi harap etmeyi sevmem. Hatta çok kızarım böyle temizlik yapanlara… Bunun maddesel güçle alakası yok, bunun anlayışla alakası var. Yemek yapmayı vaktim oldukça severim ancak pek vakit bulamıyorum doğrusu. Bir kozmetik canavarıyım. Yani kadın-kadın bir kadınım ben. Bir parfümeri dükkanı açabilirim.


Seyehat?
Bayılırım…Maalesef genelde iş seyahatlerim olduğu için en az iki bavulla yorucu bir yolculuğa çıkarım. Otsa üzerimdeki kıyafetlerle, havaalanının yakınından geçerken, sevgilimin “hadi şuraya deyip” beni kolumdan tutup götürmesini tercih ederdim. Bavulsuz, sorunsuz, bol sürprizli böyle bir seyahat tam bana göre ve en büyük hayalim.


Anlaşıldı romantiksin…

Hem de çoook… Ben sürprizlere de bayılırım ve çok güzel sürprizler hazırlarım.


Nasıl bir aşıksın?

Süper bir aşığım… Ben gerçekten erkek olsam, benim gibi bir kadınla beraber olmak isterim.
Peki nasıl bir erkek seni mutlu edebilir?

Ben sıradan bir kadın değilim. Uçlarda yaşayan bir kadınım. Bunu göz önüne alması, bana güvenmesi ve bana saygı duyması gerekir. Örneğin; ben eğlenceyi çok severim ve evde oturmaktan nefret ederim. Onun da bana ayak uydurabilmesi lazım. Hayatı sevmesi gerekir.


Bir şeyler biriktirmeyi sever misin?

Evet… Ben bir gözlük canavarıyım. Gözlük biriktiririm. Acayip gözlüklerim vardır, ileride sergi bile açabilirim. Ayakkabı takıntımı da unutmayalım.


Herkesin hayatında bir karar anı vardır ve o hayatını değiştiren karardır. Senin hayatını değiştiren kararların var mı?

Tabii…evlendiğim eşimden ayrılmak. Çünkü ayrılmasaydım, muhtemelen çok başka bir hayatın içindeydim. Diğeri; ailemin başlangıçta karşı çıkmasına rağmen şarkı söylemeye karar vermek…
Yeniden evlilik ve çocuk desem…

Tabii neden olmasın? Ben çocuklar konusunda iyi bir gözlemci olduğuma ve iyi bir çocuk yetiştirebileceğime inanıyorum.


Kendini bir renkle tanımla deseydim, hangi rengi tercih ederdin?

Pembe…Belki beyaz da..


Ya hayatı bir renkle tanımla deseydim…

Mavi derdim… Çünkü değişmeyen tek şey gökyüzü, sen olsan da, olmasan da o hep var ve rengi mavi…


Çok teşekkür ederim… Çok keyifli bir söyleşiydi.
Ben çok teşekkür ederim…


Temmuz-Ağustos 2005 - FUTURE

Bağlantı

12/10/2005 - PASİFLORA’YI ANLAMADAN TARTIŞTILAR

PASİFLORA’YI ANLAMADAN TARTIŞTILAR

Müzik dünyasının başarılı ismi Deniz Seki ile Etiler’deki daNUA Butik’in arka bahçesinde buluştuk. Seki ile müziğinden özel yaşamına ve şarkılarına kadar her şeyi konuştuk. Temmuz ayının ilk günü 35’inci yaşına girmenin mutluluğunu yaşayan Deniz Seki, hayatıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

‘Aşk Denizi’nin oluşumunu anlatabilir misin?

Bu benim beşinci solo albümüm. Albümümün her işiyle kendim ilgilendim, titizlendim diyebilirim. Şirket yüzünden yapamadığım konuları kendim finanse ederek yaptım. Menajerimden ayrıldım. Yeni bir menajerlik ofisi kurdum, plak şirketimi kurdum. Şarkılarımı kendim yazıyorum. ‘Aşk Denizi’ ismini şarkılarımı yapmadan önce koymuştum.


Neden ‘Aşk Denizi’?

Çünkü aşka dair çok şarkılar yazıyorum. Aşkı şarkıların dilinde söylemeyi seviyorum. Ben genelde yaşadığımı direkt kaleme kağıda döküyorum. Ne yaşadıysa o… Ağladıysam ağladım, üzüldüyse üzüldüm, güldüysem güldüm. Başkalarından şarkılar alınca bir karmaşa oluyor, bütünlük olmuyor. Her albümün bir mesajı olmalı oysa. Eğer insan kendisine sanatçı diyorsa, bir şeyleri anlatması gerekiyor. Giyimim. Süsüm ve popülaritemle sanatçı olunmuyor.


Albümün verdiği mesaj nedir?
Müziğimle dertleşmeyi yeğledim. Ne kadar üzülürse üzülsün kadın aslında güçlüdür, ayaklarının üzerinde durmak zorundadır. Biz kadınlar erkeklerden iki kez daha şanslı, hem de şansız durumdayız. Kadın olmak Türkiye’de ayrı bir zorluk, güçlü kadın olmak ayrı bir zorluk, güçlü kadın olup duygusal olmak ayrı bir zorluktur. Bunların hepsi birleşince işte Deniz Seki şarkıları çıkıyor ortaya.


Aşkta, hayatta hiç darbe yedin mi?

Hiç yemez olur muyum. Zaten onu anlatmaya çalışıyorum. Bazen kazanıyorsun, bazen kaybediyorsun, bazen berabere kalıyorsun. Cennet de cehennem de burada.


Deniz Seki ‘Pasiflora’ diye bir şarkı yazdı. Bu şarkıyı yazarken neler düşünmüştü? Böyle bir ilaç kullanmak ihtiyacı duydun mu?

Ben Pasiflora kullandım. Pasiflora bir bitki ismi. Bizim içtiğimiz papatya çayından farksız bir şey. Papatya çayı gibi sakinleştirici bir şurup. Pasiflora sakinleştirdiği için ilacın adını böyle koymuşlar.Herkes içebilir. Ben lise çağında imtihana girerken de içiyordum. Bir rahatsızlık ilacı değil. Sayın ali Atıf Bir bununla ilgili bir yazı yazmış. Çok şeker yazmış. Sonunda ‘Bu bir Pazar çerezi. Aman söylediklerim dikkate alınmaya’ diye de not düşmüş. Bu çok ters anlaşıldı. Tartışma başladı ama Pasiflora’yı anlamadan tartıştılar. Bu şarkının adını koyduğum zaman aklımdan da geçti,bir sorun çıkar mı diye. Ben bu şarkıyı birilerine Pasiflora’yı sunmak adına yazmadım. Aşkın şımarıklığını anlatıyor bu şarkı. Bu tamamen simgesel bir olay. Büyütmeleri benim adıma iyi oldu. Şarkı patladı bu arada. Ben buna klip çekmedim. Buna klibi kış mevsiminde çekmeyi düşünüyorum.


Kendi şirketini kurdun, kendi patronun oldun. Plakçından ayrıldın, sevgilinden ayrıldın. Bu mevsimsel bir ağacın dallarını budamak gibi mi oldu?

Hayır. Hesabım kitabım olmadı. Hepsi bir tesadüf oldu. İnsan kendini yenileme karar verdiği zaman yapıyor. Yani şirketimi kurmaya karar vermiştim. Çok az düzgün plak şirketi kaldı. Ben de müzikten kazandığımı müziğe yatırmak istedim. Çünkü bu güne kadar hiçbir albümümden beş lira kazanamadım. 35 tane şarkım var. Güzel bir satış grafiğim var. Plak şirketleri doğru bilgiler vermemeye hala ısrar ediyorsa da bundan ben neden yararlanmayayım diye düşündüm. Bu güne bestecilik kariyerimden kimsenin haberi yok. Bunda benim de hatam olabilir. Ben 35 yaşındayım.


20 Temmuz 2005 - Hafta Sonu

Bağlantı

<- :: bi sonraki :):) ->

d.e.n.i.z.S.e.k.i"

Bağlantılar

!!!ana sayfa!!!"
!!!www.denizseki.com!!!"
!!!arşiv!!!"
!!!arkadaşlarım!!!"
Bigoo.ws images for your blog pinar_aydin1@hotmail.com
!!!www.denizseki.com!!!"
denizSeki

Arkadaşlarım

mor13
casaba
ellerinnerde
elifmovie
Neunkirchen